"Türkiye 3G trenine son vagondan da olsa binmeyi başardı"Sony Ericsson CEO'su Soner Cesur Sony Ericsson yol haritasını belirledi. Marka, "Eğlenceli İletişim" diyor başka da bir şey demiyor. Çünkü Barcelona'da düzenlenen Mobil Dünya Kongresi'nde açıkladığı "Limitsiz Eğlence" mottosu markanın yeni pazarlama stratejisinin altyapısını oluşturuyor. Şimdi 3G'nin hayatımıza girmesiyle bu mottonun Türkiye'de de hakkını vermek isteyen marka yeni yatırımlarıyla 3G teknolojisinin yeni yarattığı cep telefonu rekabetine farklı bir yorum katacağa benziyor. Şu ana kadar hep üst kalibredeki ürünlerinin özelliklerinin tam olarak kullanılamadığı bir pazarda mücadele ettiği her fırsatta söylenen markanın, 3G ile dalga dalga yayılan rekabette nasıl bir duruş sergileyeceği ise merak konusu? "Limitsiz Eğlence" mottosunu nasıl kara dönüştüreceği, 3G ile Sony Ericsson'nun tüketicilerine yaşatacağı fayda ve daha birçok soruda markanın takipçileri tarafından merak edilen diğer konular arasında yer alıyor. Biz de hem bu merak edilen konuları konuşmak hem de 3G ile birlikte oluşan yeni pazarın dinamiklerini öğrenmek için Sony Ericsson CEO'su Soner Cesur'un yanında alıyoruz soluğu.
İnişler, düşüşler, piyasaların haliyeruhiyetisi ve çok konuşulan kriz... Sony Ericsson bu yılı nasıl geçiriyor, markanın dertleri sıkıntıları nelerdir?
2008 yılı yine "ezber bozan" bir yıldı sektör için. Çünkü bugüne kadar hep çift haneli rakamlarla büyümüş olan sektör, 2008 yılına geldiğinde ilk defa küçülmeyi ve daralmayı tecrübe etti. Biz ise krizin ayak seslerini önceden duyduk. Yapılanmamızı da bu zorlu döneme göre yaptık. Örneğin 2008 yılında pazara gidiş modelimizi köklü bir şekilde değiştirdik. Çalıştığımız iş ortaklarımız konusunda ve organizasyonda bazı değişiklikler yaptık. Böylelikle 2009 yılı beklenti ve hedeflerimize paralel devam edebildiğimiz bir yıl haline geldi. Ancak sektör 2009 yılının ilk çeyreğinde adetsel olarak yüzde 25, değer anlamında da yaklaşık yüzde 45 küçüldü. Böyle bir ortamda biz de mutlaka etkilendik. Ancak bizdeki etkilenme, pazarın altında oldu. Öte yandan 2008 yılında öncelikle operatörler perspektifinden numara taşınabilirliği açıklandı, akabinde de 3G'nin lansman tarihi kondu. Sektör için bunlar çok önemli gelişmelerdi. 2009 yılında ise bu gelişmelerin dönemeçlerini yaşadık. Çünkü Türkiye bir treni kaçırmak üzereydi ve son vagonuna 3G ile birlikte bindik. Türkiye'de çok uzun yıllardır Avrupa'daki ülkelerden farklı olarak, teknoloji istediğimiz noktaya gelmemişti. Türkiye için 3G farklı bir açılım yaratabilir.
Peki bu piyasadaki rekabet nasıl? Sony Ericsson rekabette nerede duruyor?
Türkiye pazarı son derece rekabetçi bir pazar. Bu pazarda yer alan herkes, Türkiye'ye ciddi yatırım yapıyor ve odaklanıyor. Bu durum da, Türkiye'deki rekabeti daha da zorlu koşullara itiyor. Markaların pozisyonları açısından baktığımızda, Sony Ericsson pazardaki tüm rakiplerinden ciddi bir şekilde marka duruşuyla ayrışıyor, diye düşünüyorum. Çünkü Sony Ericsson çok daha genç bir marka. Rakiplerden farklı olarak artık kendini, telefon ya da cep telefonu gibi pozisyonlamanın ötesinde bir yere koyuyor. Bizim için telefon, eğlence ile iletişimi bir araya getiren bir araç. Tek başına telefon değil. Hiçbir telefonumuzu rakiplerimiz gibi sadece fiyat ve özellik anlamında oluşturamayız. Çünkü telefonların tamamının bir hikâyesi var; müzik, fotoğrafçılık, oyun ya da iş yetkinlikleri anlamında... Ancak önümüzdeki dönemde artık bu tek başına pozisyonlar giderek iç içe geçmeye başlayacak. Dünyada her şey giderek iç içe geçmeye başlıyor. Bu durum ise Sony Ericsson'a adına "eğlenceli iletişim" dediğimiz, yeni bir çağın liderliği vizyonunu getiriyor. Dolayısıyla rakiplerimizden hem marka pozisyonlanmamız hem de ürün gamımız anlamında ciddi şekilde ayrıştığımızı söyleyebiliriz.
Markanın mottosu olan "eğlenceli iletişim" söyleminin içinde neler var? Bu söylem marka için nasıl bir yatırama dönüşecek?
Eğlence ile iletişimin background'ına bir bakalım. Geçmişte insanlar cep telefonlarının yanında; MP3 Player'larını, fotoğraf makinelerini, oyun konsollarını, bilgisayarlarını taşımaktan mutluydu. Bugün artık bu böyle değil. İnsanlar, hepsi tek bir cihaz etrafında toplansın ve cep telefonu sihirli bir cihaz olarak, bunların hepsine hizmet etsin diye bekliyor. İşte bu beklenti Sony Ericsson için eğlence ile iletişim vizyonunu ortaya koymanın nedeni oldu. Eğlence ile iletişimin en temel üç tane vaadi var. Birincisi; alanının en iyisi müzik, fotoğraf, oyun ve internet özelliklerini tek bir cihazda toplamak. Yani biz marka olarak şunu söylüyoruz: 2009 yılının son çeyreğinde pazara süreceğimiz, Sachio, Aino, Yari isimli üç modelimizle; pazardaki en iyi müzik, fotoğraf, oyun ve internet deneyimini tek cihazda birleştirmeyi vaat ediyoruz. İkincisi; tek cihazla birleştirdiğimiz bu özellikleri, evinizdeki tüm diğer cihazlarla konuşturabilir hale getirmek istiyoruz.
"Tüm diğer cihazlarla konuşturabilir hale getirmek" söylemini biraz açar mısınız?
Cep telefonunuzla evinizdeki televizyonu, PlayStation'ı konuşturmak... Yani paylaşım ağlarını sadece telefon ekseninde tutmaktan değil, bunu çok daha geniş bir hale getirmekten söz ediyoruz. Üçüncüsü de; PlayNow gibi, Sony Ericsson'un yaratıcılığında üretilmiş çeşitli online içeriklerle birlikte iletişimi eğlenceli hale getiriyoruz. Cep telefonunuzdan istediğiniz içeriğe istediğiniz zaman ulaşın, istediğiniz filmi ya da müziği indirin, istediğiniz temayı, ring tone'u indirin... Kısacası telefonunuzu sonsuz bir şekilde kişiselleştirin.
Peki geçtiğimiz ay ardı ardına yapılan 3G lansmanlarını beğendiniz mi? Sizce GSM operatörleri yeterince anlatabildiler mi 3G'yi? Bu konuda iş hangi tarafa düşüyor; GSM operatörlerine mi, yoksa telefon üreticilerine mi?
Aslında bu noktada iş biraz daha operatörlere düşüyor. 3G gerçekten hayal gücünüzle sınırlı bir teknoloji. Neyi hayal edebiliyorsanız, o kadarına ulaşabileceğiniz bir alan. Dolayısıyla anlatması çok kolay bir şey de değil. Lansmanda belki de en vurucu olan özelliği, Türk toplumunun yılardır izlediği "Uzay Yolu" gibi, çeşitli bilimkurgu filmlerinde gördüğü görüntülü konuşma, belki sadece bu kapıyı aralayan bir iletişimdi. Ben inanıyorum ki; ilk noktada sadece görüntülü konuşmaya odaklanan operatörler, iletişim dillerini süregelen süreçte 3G'nin insanların hayatına başka neler getireceği noktasında da çeşitlendirecekler. Çünkü 3G'yi sadece görüntülü iletişime indirgersek, çok yanlış bir şey yapmış oluruz.
GSM operatörlerinin ardı ardına yaptığı lansmanlarla, sektördeki rekabet kızıştı. Şimdi ise sahnenin "cep telefonu üreticilerinin olduğu" konuşuluyor. Bu noktada rakiplerinizden hangi yönlerinizle ayrışacaksınız.
Sachio, Aino, Yari isimli üç modelimiz için yarattığımız olanaklar şu an için sadece Sony Ericsson'un hayata geçirebileceği şeyler. Bizim global deyimimiz "Always Sony Ericsson Can Do". Örneğin Aino modelimizle, New York'taki otel odanızdan evinizdeki Sony PlayStation'a bağlanıp, PlayStation'ınızın içindeki tüm müzik ve filmlere ulaşabiliyor ve bunu eş zamanlı olarak dünyanın herhangi bir yerinden telefonunuz üzerinden izleyebiliyorsunuz. Bu başka hiçbir rakibimizin benzerini dahi öneremediği bir tecrübe. Çünkü Sony ve Ericsson gibi, iki devin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş müthiş bir sinerji var arkasında.
Ürünlerinizin pazarlanması ve tanıtımı bu noktada çok önemli görünüyor. Bu konuda çalışmalar yapacak mısınız?
Bununla ilgili olarak 2009 yılının son çeyreği ve 2010 yılında önemli planlarımız var. Ancak rekabetçi data olması itibariyle şu an bunları sizlerle paylaşamıyorum. Ama 2010 yılında göreceksiniz ki, iletişim şeklimizde ve dilimizde de fark olacak. "Eğlenceli iletişim"i tüketicilere nasıl anlatacağımızı, sevdireceğimizi ve hayatlarının nasıl bir parçası haline getireceğimizi şimdiden kurguluyoruz.
Ancak konuştuğumuz kimi markalar bünyelerine 3G'ye uyumlu ve tüketiciye daha farklı deneyimler sunan ürünler üretmek için çoktan düğmeye basmış. Peki bundan sonra yaşanacak durum içerik mücadelesi mi olacak?
3G, markaların kendini gerçek anlamda gösterebilecekleri bir ortam ve altyapı sağlıyor. Bu altyapıyla birlikte kılıçlar kuşanılacak ve üreticiler de gerçek anlamda mücadele etmeye başlayacaklar. Şimdiye kadar Sony Ericsson ürünlerinin tamamı, bu özellikleri desteklemesine rağmen, aslında bir anlamda deplasmanda maça çıkıyordu. Ancak şimdi kendi sahamızda maça çıkmaya başlayacağız. Bu çok önemli bir ayrışma.
Peki bu dönemde markalar tüketicilerle olan bağlarını güçlendirmek için neler yapmalı. 3G'yi anlatırken hangi mesajlardan sakınmalı?
Öncelikle 3G çok büyük bir teknolojik alt yapı. Ancak teknoloji genellikle insanların hayatına biraz da karmaşayı getiriyor. Markalar ve üretici perspektifinden en önemli şey, en son teknolojiyi, en basit haliyle sunan ürünlere yönelmek. Sony Ericsson'u rakiplerinden ayıran en temel fark da bu. Sony Ericsson dünyadaki en son teknolojiyi, en kolay kullanılacak haliyle tüketiciye ulaştırıyor. Örneğin; çektiğiniz bir fotoğrafı internet sitesine bloklamak istiyorsanız, bu Sony Ericsson telefonlarda sadece üç tuşa basarak saniyeler içinde yapabileceğiniz bir şey. Tüm dünyayla paylaşabilir bir hale getirebiliyorsunuz. "Kullanıcı dostu" diyebiliriz. En son teknolojiyi kolay şekilde sunabilen oyunu kazanıyor. Tüm dünyada bu böyle...
Cep telefonu üreticileri arasında bu dönemde nasıl bir fiyat rekabeti yaşanacaktır?
Fiyat her zaman rekabetin önemli silahlarından bir tanesi elbette. Önümüzdeki dönemde de bu şekilde devam etmeyi sürdürecek diye düşünüyorum. Ama esas olan şey 3G'nin lansmanıyla birlikte pazarın biraz daha üst uca doğru kayabilmesi. Çünkü şu an üst segmentteki cihazlar aslında gerçek anlamda alt yapı eksikliğinden dolayı, Türkiye pazarında tam olarak kullanamadığımız cihazlardı. Ancak artık 3G ile birlikte bu cihazlar tüm özelliklerini kullanabileceğimiz cihazlar haline geliyor. Dolayısıyla ben 3G'nin lansmanıyla birlikte Türkiye pazarında üst uçtaki cihazlara doğru kademeli bir kayış olacağını düşünüyorum.
Sizce üst uçtaki cihazlara yönelik satış oranı yaklaşık olarak ne kadar olabilir ya da insanların yüzde kaçı bu cihazlara ilgi gösterebilir?
Kriz öncesi dönemde 200 Euro üstü segmentin pazardaki konumu yüzde 32'ler seviyesindeydi. Satılan telefonların yüzde 32'si 200 Euro üzerinde bir fiyatla satılıyordu. Bu krizle birlikte yüzde 8'lere düştü. Bugün yüzde 10'lar seviyesinde. Ben 3G lansmanıyla birlikte bu segmentte tekrar bir iyileşme bekliyorum ve önümüzdeki yıl içinde yaklaşık 2,5 milyon adet 200 Euro üstü bantta cihaz satılacağını düşünüyorum.
Müşteri, hizmet ve satış sonrası hizmetlerine baktığımız zaman, Sony Ericsson nasıl farklılaşıyor? Tüketici için neler yapıyorsunuz?
Sony Ericsson'un kullanıcı kitlesi genellikle genç, teknolojiyi çok yakından takip eden ve A, B plus ve üstü diyebileceğimiz gelir grubuna sahip kişiler. Bu kullanıcı profiline baktığınızda, çok talepkâr bir kullanıcı grubuyla karşı karşıya geleceğinizi hemen anlayabiliyorsunuz. Bu teknik servis tarafında da, satış sonrası servisler tarafında da böyle. Dolayısıyla marka olarak bu alanların hepsinde çok iyi olmak zorundayız. Aksi takdirde, beklentileri çok yüksek olan tüketici kitlemizi mutlu edebilmemizin mümkünü yok. Bu alanda önemli yatırımlar yapmanız gerekiyor.
"Eğlenceli iletişim", Sony Ericsson'un hayatında ne kadar zamandır var?
2009 yılının ilk çeyreğinde Barcelona'daki "Dünya Mobil Kongresi"nde açıkladığımız bir vizyon bu. Sektörün önemli markalarından biri olarak, geleceği şekillendirecek resmi ve Sony Ericsson olarak bu şekilde ortaya koyduk. Bu gerçekten geleceği şekillendirecek bir vizyon. Sony Ericsson olarak bunu ilk sahiplenen ve ilk duyuran marka olarak da önümüzdeki günlerde bundan önemli şekilde faydalanacağımızı düşünüyorum.
Türkiye 3G'ye geç kaldı mı, yoksa tam zamanı mıydı?
Zor bir soru. Üreticilerden perspektifinden, biz fazlasıyla hazırdık. Türkiye'nin trene son vagonundan da olsa bindiğini düşünüyorum. Önemli olan da içine binebilmiş olmak. "Evet" geciktik, bu doğru. Türkiye bunu iki yıl önce de hayata geçirebilirdi. Bence alt yapı itibariyle de buna hazırdı. Ama iki yıl sonra oldu ve iyi ki de oldu. Bu noktadan sonra esas olan bunu hayatımıza nasıl dahil edip nasıl kullanacağımızdır.