Elsewhere on brandchannel this week:

Brandcameo: New Moon.

Brand Profile: Kraft Peanut Butter (Canada).

White Paper: Nine Ways Your Business Could Be Using Social Media, But Probably Isn't.

Webwatch Flashback: Take a look at Disney.com from February 5, 2001.

Brandspeak: 'Employees Are the Brand' by William Arruda.

Career Profile: Gavin McInnes on Vice and Virtue.

Debate: Will Windows 7 Revive Microsoft's Brand?

Books: Check Out the Newest Books on Branding.


Jobs: The Latest Professional Opportunities in the Branding Industry.

A look at brand stories from Black Friday and the holiday shopping season:


Tiger Woods sponsors wait like the rest of us.


Fight over GPS systems precisely located at a Florida Wal-Mart.

Apple joins the Black Friday fracas.


Brands offer tweet deals on Black Friday.


Retailers focus on safety for shoppers on Black Friday.


How bruised was Black Friday?

It's a wonderful life for brands with loyal customers.

Econ prof sees gift-giving as economically dumb.

Black Friday shoppers find flat screens and long lines.

Bir gazete daha yayın hayatına son verdi. Fotospor Gazetesi aralık ayı itibariyle yayın hayatına son veriyor.

Kaynak: medyatava
Vikipedi web ansiklopedisinin İngilizce kolu (Wikipedia) yazarlarını kaybediyor. Çevrimiçi bilgi bankasının bu senenin ilk üç ayında yaklaşık 50.000 yazarını kaybettiği söyleniyor.

Haberi Wall Street Journal, Wikipedia kayıt dosyalarını inceleyen İspanyol bir araştırmacının açıklamalarını baz alarak bildiriyor. Felipe Ortega'nın araştırmasına göre projenin başlatılmasından bu yana takım çalışması önceye nazaran çok daha zor hale geldi.

Örneğin Wikipedia'ya yeni katılanların girdileri bugünlerde çok daha sık silinmeye başladığı ve artık makale sayısı artan bir hızla değil sabit bir hızla arttığı söyleniyor. Buna karşın ziyaretçilerin sayısı yine belirgin derecede artmaya devam ediyor.

Fakat şu sıralar problem yaşayan kol sadece İngilizce Vikipedi değil; keza Almanca portalda da uzun süreden beri "haksız yere silinmeler" ile ilgili tartışma yapılıyor. Örneğin kısa bir süre önce Almanca Vikipedi'deki bir makale yetersizlik sebebiyle yayından kaldırılmıştı.

Turkcell'in Genel Müdürü Süreyya Ciliv, telekomünikasyon sektörünün en prestijli organizasyonlarından Dünya İletişim Ödülleri 2009'da (WCA/World Communication Awards 2009) "Yılın CEO'su" ödülünü aldı.

25 Kasım gecesi Londra Hilton Park Lane Oteli'nde düzenlenen törende ödülünü BBC'nin ünlü muhabir ve spikeri Geremy Vine'ın elinden alan Süreyya Ciliv "Ödülü işine en az benim kadar tutkuyla bağlı Turkcell çalışanları, bayileri ve iş ortakları adına aldım. Bu bir kişinin değil büyük bir takımın başarısı. İletişim ve teknoloji alanında Türkiye'nin de insanlarımızın da ne kadar büyük potansiyele sahip olduklarını yurtdışında her fırsatta anlatıyoruz. Bunu bir kez daha gösterdiğimiz için mutluyum." dedi.

İlk Tebrik Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Libya ziyareti dönüşünde Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv'i cep telefonundan aradı ve başarısı nedeniyle tebrik etti.

"Yılın CEO'su" ödülü WCA kapsamında ilk kez bu yıl verildi. WCA 2008'de ise "Son 10 Yılın Adamı" ödülüne Apple Yönetim Kurulu Başkanı Steve Jobs layık bulunmuştu. Daha önce verilen "En Etkili Kişi" ödüllerini ise 2007'de Avrupa Birliği Komisyonu'nun Bilgi Toplumu ve Medyadan Sorumlu Üyesi Viviane Reding, 2006'da Google Yönetim Kurulu Başkanı Eric Schmidt, 2005'te ise British Telecom Group Yönetim Kurulu Başkanı Ben Verwaayen almıştı.

Ciliv sektörden gelen oylarla seçildi

Dünya telekomünikasyon sektöründe 11 yıldır dünyanın en iyilerini ödüllendiren WCA, "Yılın CEO'su"nu seçmek için 2008/2009 yıllarında işinde fark yaratan, içinde bulunduğu sektörün gelişmesi için çaba gösteren 11 telekomünikasyon yöneticisinden oluşan bir aday listesi belirledi. Aralarında Zain, Portekiz Telekom, Etisalat ve Orange Business Services CEO'larının da bulunduğu listeye, dünyanın dört bir yanından iletişim sektörü çalışanları oy verdi. Süreyya Ciliv oyların önemli bir bölümünü alarak "Yılın CEO'su" seçildi. WCA, yaptığı açıklamada Süreyya Ciliv'in yöneticiliğini, "Yaptığı işe tutkuyla bağlı... Sonuç odaklı hareket ediyor ama çalışanlarını riskli durumlarda bile inovasyona yüreklendiriyor" sözleriyle tanımladı.

The day's most recent stories from Brandchannel:

Coke repackages juice brands, but is blocked by Costco in pricing dispute.

Will Sony's brand revival salvage its reputation?

Starbucks' newest at home brand: the T-Disk.

Hersheys and Ferrero complicate Kraft’s Cadbury bid.

Barneys sees no need for early discount this season.

American Airlines stars in Clooney’s new “Up In The Air.”

Miracle polymer ABS gives a lift to high heels.

Headline Roundup: Coke wars, Goldman Sachs apologizes, JC Penny, and more.

'3G gereksiz bulundu'
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Interpromedya Pazar Araştırma Merkezi'nin 3 ayda bir düzenlediği Tüketici Trend Araştırması'na katılanların yüzde 9,3'lük bir kesiminin 3G kullandığı bildirildi.

Araştırmaya katılanların yüzde 4'ünün 3G hizmetini yetersiz bulduğu, yüzde 14'ünün ise hizmetin ne işe yaradığını bilmediği duyuruldu.

Teknolojiye olan ilgileri, ürün satın alma kriterleri, ürün kullanım alışkanlıkları, marka tanıma düzeyleri, marka tercihleri ve yakın gelecekte ürün ve hizmet satın alma eğilimlerinin ölçülmesi amacıyla 16 ilde bin 332 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada tüketicilerin yüzde 15'inin 3G'nin pahalı olduğunu düşündüğü, yüzde 63'ünün ise hizmeti gereksiz bulduğu ifade edildi.

İnterpromedya'nın yaptığı araştırmanın verilerine göre, eylül ayı itibariyle tüketicilerin yüzde 17'sinin 3G uyumlu cep telefonu kullandığı vurgulanan açıklamada, tüketicilerin 3G operatör tercihlerinde ise yüzde 61,3'le Turkcell'in birinci, yüzde 22,6 ile Vodafone'un ikinci ve yüzde 16,1 ile Avea'ın üçüncü sırada yer aldığı belirtildi.

Tüketicilerin 3G kullanım nedenlerine bakıldığında ise yüzde 83,9'la görüntülü konuşmanın ilk sırada bulunduğu bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Yüzde 23,4'lük kesim hızlı mobil internet hizmeti, yüzde 13'lük grup ise mobil TV hizmeti için 3G kullanıyor. Rekabeti yüksek olan sektörün, reklam verme oranı da bir o kadar güçlü, ancak reklamların anımsanma başarısına bakıldığında ise; son bir aya dair tüketicinin en fazla reklamını hatırladığı teknoloji şirketi yüzde 22'yle Turkcell oldu. Nokia yüzde 16 ile ikinci, Casper ise yüzde 14'lük hatırlanma oranı ile üçüncü sırada yer aldı.

Tüketicilerin önümüzdeki dönemlerde alacağı teknoloji ürünleri hakkında da önemli veriler içeren araştırmaya göre, önümüzdeki 1 yıl içinde tüketicilerin yüzde 26'sı notebook yada netbook almayı planlıyor. Satın alma sürecinde yüzde 90'lık bir oranla hemfikir olunan kriterler ise, hız, teknik servis desteği, fiyat ve garanti süresi.''

Sosyal medya, günün her anında milyonlarca insanın, milyarlarca içerik ürettiği bir platform. İnsanların kendi içeriklerini oluşturarak birbirleriyle iletişim kurduğu, paylaşılan her içeriğin yeni içerikler haline gelerek yeniden paylaşıldığı, çift yönlü iletişime olanak veren ve yaşayan bir mekanizma. Bu gayrı ciddi gibi görünen alanda aslında çok ciddi bir şeylerin döndüğünün farkına varan markalar zamanla tecrübe etti ki, onlar istese de istemese de birileri markaları hakkında iyi ya da kötü bir şeyler yazıyor, çiziyor yorum yapıyor.

Ancak sosyal medya bilinirliği ve kullanımı artsa da, hâlâ birçok marka "Sosyal medya tüm işletme fonksiyonlarına hizmet edecek etkin bir araç olarak nasıl kullanılabilir?" sorusuna cevap veremiyor. Kısacası markaların işletme süreçleri henüz sosyal medya iletişimine hazır değil görünüyor. Sosyal medya içerisinde ne gibi iş, iletişim, sıcak satış fırsatlarının olduğunun henüz farkında değiller ve bu işi henüz "yapmış olmak için" yapan markaların sayısı hayli fazla.

Bunun yanı sıra sosyal medya patlamasının hemen ertesinde bazı markalar cephesinde bu alana yönelik bir strateji oluşturmak için acil eylem planları geliştirildi ve devreye sokuldu. Ancak ortada hala net olmayan bazı durumlar vardı. Birincisi sosyal medya ucu bucağı olmayan, ele avuca sığmayan ve kontrol edilemeyecek kadar geniş bir platformdu. İkinci olarak da burada itibarı zedelemeden var olabilmek için önce ciddi bir strateji sonra da mesai gerekiyordu.

Facebook ve Twitter'dayız. Peki ya sonra?

Birçok markanın sosyal medya stratejisi için kapısını çaldığı ilk yerler PR ajansları ya da interaktif ajanslar oldu. PR ajansları itibar yönetimi konusunda tecrübeliydi ne de olsa, interaktif ajanslar ise her daim internet başında oturan zehir gibi çocuklardan oluşuyordu. Ancak bu işleri üstlenmek onlar için de ciddi bir mesai haline geliyordu. Derken zaman içinde sektörde yeni bir iş kolu ortaya çıktı. Yeni bir iş kolunu temsil ediyorlardı. Hizmet verecekleri potansiyel müşterilerine A'dan Z'ye bir sosyal medya stratejisi oluşturmayı vaad ediyorlardı. Kimi kendine Sosyal Medya Uzmanı dedi kimi Danışmanı kimi de Stratejist. Yapacakları iş ise üç aşağı beş yukarı aynıydı, hizmet verdikleri markanın söz konusu platformdaki duruşunu marka için izleyecek, kriz anında müdahale edeceklerdi.

Markalar zaten hevesli oldukları bu alanda yeni "uzmanlarına" kapılarını açmakta çok gecikmedi. Tam da ihtiyaçları olan projeleri onlar için tasarlayacak biri vardı artık karşılarında. Artık rakipleri gibi Facebook'ta, Twitter'da olacak. İnternetin en ünlü blogger'larıyla sürekli irtibat halinde olacak kendilerinden bahsedebileceklerdi. Ancak tablo bazıları için bu kadar pembe olmadı. İnternet o kadar hızlı devinen bir mecra ki, kendisiyle ilintili her şeyi o derecede etkiliyor. Sistemde bir takım çatlaklar görülmeye başlandı. Çünkü her kavramın olduğu gibi Sosyal Medya Uzmanlığının da içi bir şekilde boşalmaya yüz tutmuştu. Facebook'ta fan sayfası açmak ya da Twitter'dan yüzlerce kişi tarafından takip edilen bir hesaba sahip olmanın yeterli olduğunu düşünen bir takım uzmanlar tarafından markalar zor durumda kalmıştı. Sosyal mecrada pirince giderken eldeki bulgurdan da olmuşlardı.

Başarı örnekleri çoğalıyor

Tabii tümüyle bu kadar da karamsar değil. Bu örneklerin yanında bir de ilmek ilmek örülmüş stratejileriyle sosyal medyada şaha kalkmış, hatta fenomen olmuş markalar var. Onlar da Facebook, Twitter gibi milyonlarca kullanıcının dahil olduğu sosyal ağlarda yaratıcı çalışmalar hayata geçiriyor, blogger'lara özel stratejiler oluşturuyor, kısacası marka ve hedef kitle arasındaki diyalogu bir yerden alıp başka bir yere taşıyorlar.

Biz de IP Magazine'in 20. sayısının kapak konusunu soysal medya uzmanlarına ayırdık ve sektör profesyonellerinin kapısını çalarak "Kimdir Sosyal Medya Uzmanı?" diye sorduk. Bunu yaparken aslında bir yandan da duruma tersten bakmak ve sosyal medya uzmanının "kim olmadığını" sorgulamaktı amacımız. Görüşlerini aldığımız uzmanlara bir sosyal medya uzmanının görev ve yetkilerinin ne olması gerektiğini, hangi markaların böyle bir uzmana ihtiyacı olduğunu sorduk.

Marketing Türkiye

Ülkemizde internet sansürü konusunda uygulanan istikrarsız politikalardan binlerce site nasibini alırken, kısa bir süreliğine de olsa erişimi engellenen adres, son dönemin en popüler oyunu FarmVille olunca ortalık karıştı. Zira FarmVille'i de yaratan sosyal oyunlar markası Zynga'nın tabiri caizse ortalığı kasıp kavuran oyunu, 50 milyondan fazla müdavim edinmiş durumda.
FarmVille'in de içinde olduğu 30 kadar sosyal platform oyunu kurgulayan firma, toplamda 130 milyona varan aktif kullanıcıya hizmet veriyor.

Bir Facebook uygulaması olarak resmen bağımlılık yaratan oyun bizde de; özelikle ofis ortamlarında, 'kafa dağıtmak' yani bir nevi çiftlik hayatının sanal versiyonuna kaçış yapmak üzere hayli müdavim toplamış durumda. Forumlardan yorumlara, gecenin bir vakti uyanıp çileklerini kontrol edenlere, sabah işe gitmeden fasulyelerini ekenlere, bilgisayardan uzak kalınacak dönemde hasat vaktini hesaplayarak yetişmesi uzun süren sebzeleri seçenlere, en verimli ürün konusunda birbirine öğüt verenlere rastlamak mümkün! Kentlinin çiftlik hayatı ile imtihanı olan oyun o kadar ilgi görmüş durumda ki şimdi de bilinmeyen özellikleri anlatmak ve oyunda başarılı olmak üzere uygulanabilecek hileleri yakalamak üzerine bilgi veren programlar, kitaplar, siteler art arda ortaya çıkmaya başladı. Örneğim Tony Sanders isimli girişimci, 'www.fvsecrets.com' adresinden PDF formatında indirilebilen 'FarmVille Sırları' isimli bir kitap yayınladı!
Uzun zaman oyunu başarıyla oynayan oyuncuları takip eden ve 3 aylık bir süreçte oyunu didik didik eden Sanders'ın bilgi ve izlenimleri sizi de FarmVille diyarının kralı yapmak için bir çıkış noktası olabilir!

Ayrıca Amazon.com'da satılan 'Farmville on Facebook - A Quick Beginner's Guide' yani 'Yeni Başlayanlar İçin FarmVille' isimli bir e-kitap satışa sunuluyor. FarmVille ile ilgili hile paylaşımları internetteki forumlarda devam ederken (Google'a 'Farmville tricks' ya da 'Farmville hileleri' yazmak yeterli) www.bukisa.com, www.associatedcontent.com gibi adreslerde de işe yarayacak 'hileler' bulmak mümkün!

2010 İnovatif Reklam Ödülleri için son başvuru tarihi 16 Kasım'da sona eriyor.
New York Festivals tarafından düzenlenen İnovatif Reklam Ödülleri 2010 yılında da alternatif mecralardaki yaratıcı işleri değerlendirecek. New York Festivals İnovatif Reklam Ödülleri, alternatif ve yeni ortaya çıkan medyadaki kreatif işleri sergiliyor. Dijital alandan gerilla pazarlamaya kadar pek çok farklı kategoriyi kapsayan yarışma, kapsamlı uygulamalar ve bütünleşik kampanyalara yer veriyor. Yarışmaya katılmak isteyen adaylar, newyorkfestivals.com sitesinden en geç 16 Kasım'a kadar ‘online' başvuru yapabilecek.

"Reklamcılar ve ajanslar, sadece gittikçe genişleyen kamusal alanı anlamak için birbirinden farklı aşamaları geçmekten değil; aynı zamanda pazarda sürekli olarak taze ve etkili konseptleri yaymaktan da sorumludur" diyen New York Festivals yetkilileri mesajını ya da fikrini iletebilmek, tasarım, navigasyon yapısı, etkileşim, işlevsellik ve yaratıcılık gibi değerlendirme ölçütleri olduğunu kaydediyor.

The day's most recent stories from Brandchannel:

Brand Profile: Dr Pepper - a brand that found the cure for brand decay by being patient.

White Paper: Insights that Incite - how simple insights into human consumer behavior change the way we live, by Jeff Swystun.

Webwatch Flashback: Revisit the Budweiser website from March 26, 2001!.

Brandspeak: Employees Are the Brand - William Arruda on how Web 2.0 has changed brands and the people who work for them.

Career Profile: Gavin McInnes and the impulse behind Vice.

Debate: Just how will Windows 7 affect Microsoft’s struggling brand?

Jobs: Check out the latest branding industry opportunities on our job board.

Books: Keep up on the latest branding trends and developments in our book section.
LEVENT ERDEN
"Ölçümlemede geç kalmış değiliz"

Ölçümleme çalışmalarında Türkiye'nin çok geç kaldığı konuşuluyor. Siz katılıyor musunuz bu görüşe?

Neye göre geç? Birincisi, interaktif mecrayı herkes körün fili tanımladığı gibi tanımlıyor. Bizim klasik alışkanlıklarımızın dışında bir medya. Biz "reklam harcamaları" dediğimiz zaman, reklamverenin medyaya reklamla ilgili verdiği paranın kendisinden bahsederiz. Hâlbuki burada aynı zamanda bu iş, medyanın ta kendisi... Yani herhangi bir ürünün ya da markanın kendine ait internet sitesi bile onun iletişimin bir parçası. O zaman bunun harcamasını neye göre yapacaksınız, bütçesini neye göre hesaplayacaksınız? Ayrıca buradaki reklamın çeşidi, şekli, şemali de çok farklı. Sonuç olarak buradaki ölçüm, aslında reklam olarak verilecek kısmın ölçümüdür ki, bu kesinlikle tanımlayıcı değildir.

Sebebi nedir bunun?

Çünkü insanların interaktif olarak yaptıkları pazarlama ve pazarlama iletişimi faaliyetleri, inanılmaz şekilde devam ediyor. Dolayısıyla ölçümleme, medyaya bir para verip karşılığında yaptırılan şeyin ölçülmesi olacak. Dünyada iletişim de değişiyor. Tek yönlü iletişimden çift yönlü iletişime geçiyor. Kimse artık evrenin tamamının tek taraflı doldurulmasına izin vermiyor. İnternet mecrası üzerinden yapılan tüm iletişimler, interaktif iletişim midir? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Dolayısıyla kimisi dijital, kimisi interaktif diyor. Daha bütün dünyanın üstünde çok zor anlaştığı bir konu. Çok geç kalındığı konusuna gelecek olursak IAB dünyada 1994 yılında kuruldu. Türkiye'de bunun olgunlaşması adına, son 3-4 yıldır zaten böyle bir çaba vardı. IAB Türkiye'nin oluşturulması zaten çok büyük bir başarı.

Neden büyük bir başarı? IAB Türkiye'yi farklı kılan nedir?

Çünkü IAB Türkiye, diğer IAB'lerden çok daha aslında büyük ve geniş, onların ötesinde bir platform. IAB Türkiye'yi önemli kılan Reklamverenler Derneği, Reklamcılar Derneği, interaktif medya, interaktif ajansların bir araya gelip oluşturduğu bir yapı olması. Yani aslında farklı çıkarlara sahip gruplar, aynı masa etrafında toplanıp bir karar verebiliyor. Dolayısıyla tam bir konsensus platformu burası. Diğer IAB'lerde böyle bir durum yok. O yüzden "Geri kaldık" çok tartışılacak bir laf. Bizim için önce böyle bir platformu oluşturabilmek önemliydi. Tüm tarafların gönül rahatlığıyla kabul edebileceği bir yapının oluşması gerekiyordu. Bu yapının oluşmasında, reklamcılar ve reklamverenlerin önayak olması hayati bir şeydi. Bunların hepsi başarıldı.

Peki yola çıkarken ne gibi hedefler ve endişeler vardı aklınızda?

İlk olarak en yetkin ekibi seçmek gerekiyordu. Çünkü Türkiye'de diğer medyanın ölçümlerinin tartışmaları -ki televizyon neredeyse 20 senedir ölçülüyor- bitmiş değil. Radyo ve gazete ölçümlerinin de tartışmaları henüz bitmemiş durumda. O yüzden sıfırdan başlarken, geçmiş tecrübelerimizi de göz önüne alarak, en az sorgulanabilir yapıyı ortaya çıkarabilmek arzusundaydık.

Mümkün mü böyle bir yapı gerçekten?

Bunun sıfır sorunlu olabilme şansı olmamakla beraber, daha önceki kazanımların ve öğrenilenlerin uygulanabilmesini için hep beraber çalıştık. Uzun ve itinalı bir seçim süreci oldu. Eleştirilecek şey, seçim sürecinin neredeyse bir yıl sürmesidir. Ama bir yıllık seçim sürecinin de iyi değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir seçimin şartnamesinin oluşturulması oldukça zaman aldı. İnternet oldukça teknik bir konu. Dolayısıyla televizyon ve gazete ölçümlerinden çok daha karmaşık ve teknik bir süreçle karşı karşıya kaldık. Tabii bir de maliyet konusu var. Alınacak hizmetin maliyetinin nasıl paylaşılacağının belirlenmesi gerekiyordu.

Peki şirketi nasıl belirlediniz? Konkur gibi bir süreç mi oldu?

Dünyada bu işi en iyi yapan şirketler arasında bir seçim yapmak durumundaydık. Bunun da ön koşullarından bir tanesi, dünyada en az üç ülke ya da bölgede IAB için çalışır olmaktı. Dolayısıyla, şirketlerin sadece kendi prezentasyonları değil, aynı zamanda çalışmış oldukları ülkelerdeki IAB'lerin memnuniyet dereceleri ya da uygulanan yöntemlerden çıkan iyi ve kötü tecrübeleri de birer referans olarak hesaba katabildik.

Sonunda...

Sonunda üç şirket kaldı. Bu üç şirket, Teknik Komite ve Yönetim Kurulu'na sunumlarda bulundu. Bu sunumların sonunda teknik yeterlilik, yetkinlik, öneriler, diğer ülkelerdeki daha önceki tecrübeler-memnuniyet seviyesi ve tabii fiyatlar göz önünde bulundurularak nihai karar verildi.

Biraz önce de maliyetin paylaşımına değinmiştiniz... Seçim kararınızda maliyetlerin çok etkisi oldu mu?

Tabii ki. Biz kişisel sitelerin bile ölçülüp reklam alabilmesini istiyoruz. Dolayısıyla katılımlarla beraber çoğalacak ve maliyetleri düşecek bir sistem olmalıydı. Sonuçta önemli bir maliyeti de medya şirketleri karşılayacak.

Başka ne gibi kriterler etkili oldu?

İnteraktif mecranın önemi, daha dar hedef kitleye kesin ulaşabilmek. Yani kitle iletişiminden daha farklı... O yüzden verilen bilginin ve raporlamanın niteliği ve kalitesi, bizim için hayatiydi. Bunun sonucunda Gemius'u seçtik, şu an anlaşma aşamasındayız. Bir de Eylül-Ekim gibi göreve başlayacak bağımsız bir denetim kuruluşu için de bir seçim sürecine girdik. Bağımsız denetim şirketi de, bu ölçüm mekanizmalarını bize önermiş olduğu yöntemleri ve bu yöntemler doğrultusunda çıkartılmış raporları denetleyecek.

Peki biraz da süreçten bahsedelim. Şimdi neler olacak?

Bu günlerde sözleşme imzalanabilirse, insan içine çıkabilecek raporlarımızı Eylül ayının ortalarında almak istiyoruz. Türkiye'de reklamverenler genelde Eylül-Ekim, bazı özel yıllarda Kasım başına kadar, bir sonraki yılın bütçelerini yapar. Bu tip bütçelerde ölçülebilir medyayı tercih ederler ki, harcayacakları parayı kendi yönetimlerine karşı kabul edilebilir olarak sunsunlar. Dolayısıyla Eylül ortasına ek bilgilerin gelip, yılbaşı itibariyle de çok güzel bir sıfır yılı olup, sürekli birbirleriyle karşılaştırılabilecek dataların çıkacağı bir dönem başlıyor.

Peki ölçümleme için başvuruları siz mi alacaksınız? Yoksa doğrudan şirketle mi bağlantı kurulacak?

IAB'ye başvuruyorlar. Zaten ölçümlemenin yapılması için mutlaka IAB üyesi olmak gerekiyor. Aksi takdirde, her araştırma şirketi kendine göre araştırma yapabilir ve yüzlerce rakam havada uçuşabilir. IAB üyeleri, daha sonra bu şirketle direkt kontrat yapacak.

Ölçümlemeyle birlikte pazarlama iletişimi sektöründe önümüzdeki dönemde ne gibi değişimler olacak?

Bir şeyler ölçümlemeyle birlikte değişmiyor. Hedef kitlenin küçülmesiyle değişiyor. Artık "kitlesel" denilen şey ölmüştür. Kitlesel sadece, dayanıksız tüketim malları, FMCG için geçerli. Her şey "mass customize" oldu. Dilimler küçülüyor, dilimler küçüldükçe, o dilimlerin kendine ait lider markaları olacak. Herkesin çok daha dar bir hedef kitlesi, hedef kitlenin de alt grupları sadece A,B,C1, 25-35 yaş ile tanımlanamayacak, çok daha fazla parametrenin olacağı bir durum olması lazım. İnteraktiviteyle beraber, "çok kişiliklilik" çıkmaya başladı. İnsanlar kendilerindeki çok kişilikliliği, zaten internet kullananların yarısı nickname'lerle ortaya çıkan bir durum. Dolayısıyla insanlar farklı kişiliklerini aynı yerden kullanabiliyorlar. Çünkü insanlar aile babası olarak farklı, işinde farklı, kendi okul arkadaşlarıyla beraberken farklı kişilikler gösteriyorlar. Her birinin kendi tüketim alışkanlıklarına göre, benim o insana, o grubun davranışına uygun mesajı verebilmem lazım. Hiç kimse tek değildir. Bu tür mecranın avantajı, kimliğinizin hangi bölümünden dolayı, hangi hedef kitleye girdiğinizi bulup benim bunu söyleyebilmemdir. Bir adam iş adamı olabilir. Aynı zamanda bir futbol fanatiği olabilir. Bir insan ikisi de olabilir. Her iki kimliğiyle de yaklaşabilmek durumundayız artık.

Peki sektör kendini bu "çok kişilikli" duruma nasıl adapte etmeli?

Bu geçici bir süre. İletişim bir bütündür. Sonuç olarak herkes kendine çeki düzen verecek ve bu ihtiyacı bulacak. Bunu erken görenler kazanacak. Bu o kadar basit. Bunu da doğru zamanda görenler kazançlı olacak. Geçiş bir gecede olmuyor tabi. Bununla beraber acayip tekilleşme var. Yani bunlar ekranda yaşıyorlar; mobil ekran, bilgisayar, televizyon ve ATM ekranı gibi. Bir evde birçok ekran var. Herkesin aynı ekrana baktığı dönemlerin bitmesiyle farklı ekranlardan, farklı içeriklere ulaşacaklardı. O zaman içerikler, bu kadar kişiye yönelik oluğu andan itibaren, bunun iletişimi de kişiye yönelik olacaktı.

Son olarak rakamsal öngörülerinizi de öğrenmek istiyorum. İlk verileri almanızdan itibaren IAB'nin ne kadar başvurusu olacaktır?

Şu anda yeteri kadar başvuru var. Küçükleri saymazsak, büyük oyuncuların hemen hemen hepsi ya içinde ya da çok dibinde. Önemli bütün oyuncuların da içeride olacağına inanıyorum. Küçüklerin girmesinden de büyük zevk duyarım. Kişisel olarak, benim elimdeki ürün 80 yaşındaki adamın arkadaşına da hitap ediyorsa, benim için bir zevktir. Bunu da çok komik ücretlerle de yapabilirim. Böyle bir imkan var. Özellikle Türkiye'deki davranış, "penguenlerin denize girmesi" gibidir. Penguenler buzun kenarına gelirler, birbirlerini suya iterler. 2 tane suya düşer. Balık yanaşırsa, ölmezlerse, donmazlarsa, geri kalan atlar. Dolayısıyla birkaç başarı hikayesinden sonra herkesin geleceğini düşünüyorum.

Lobby’de istifa kararı

Dört ay önce PR sektöründe göreve başlayan Nurten Erk Tosuner Lobby PR'dan istifa etti.

Deneyimli ekonomi gazetecisi Nurten Erk Tosuner, 4 ay önce göreve başladığı Lobby PR şirketiyle yollarını ayırdığını açıkladı. Ödüllü ekonomi muhabiri Tosuner, daha önce Hürriyet gazetesinde görev yapıyordu. Gazeteci Nurten Erk Tosuner, ayrılığını "4 ay önce katıldığım Lobby Ailesi'nden bugün itibariyle ayrılıyorum. Önümüzdeki dönemlerde başka vesilelerle yeniden bir araya geleceğimizi umuyorum. Bugüne kadar verdiğiniz desteğe, gösterdiğiniz yakınlığa çok teşekkür ediyorum" şeklindeki sözleriyle duyurdu.

Uyanıklar bu sitede
Uyamayan güzeller, uyku kaçıranlar, uyanıklar gibi farklı kategorilerde izleyicilerle buluşan video paylaşım programının 2 bin takipçisi var.

Beck's'in internetten canlı olarak yayınlanan ilk video paylaşım programı "Uykuya Hayır Diyen Adam", www.farkinsecimindir.com 'da uykuya hayır diyen izleyicileri ile her gece bir araya geliyor.

Türkiye'nin ilk online canlı programı "Uykuya Hayır Diyen Adam", yeni ve ilginç videoları önceden keşfediyor ve her gece farklı videolarla izleyici karşısına çıkıyor. Üstelik her gün yeni bir program hazırlanıyor. Her gün 22.00 - 04.00 saatleri arasında yayınlanan program diğer yayınlardan farklı bir dilimde konumlanıyor. "Uykuya Hayır Diyen Adam" her gün bu saatlerde ekranın diğer ucundan izleyiciyle iletişim haline geçiyor. Yayına başlayalı henüz kısa bir süre olmasına rağmen günlük ortalama 2 bin ziyaretçisi bulunan sitenin takipçileri, "Uykuya Hayır Diyen Adam" tarafından seçilmiş videolardan ortalama 4 tanesini izliyor.

Sosyal medyayla uyumlu

Program, "Uyumayan Güzeller", "Uyku Kaçıranlar", "Uyanıklar" ve "Farkın Seçimindir" (En Çok İzlenenler) olmak üzere dört kategoriden oluşuyor. Programa sadece seyirci kalmak istemeyenler ise, siteye üye olup kendi playlist'lerini oluşturabiliyor. Sonrasında isteyenler sevdiği videolardan oluşan playlist'lerini ya da seçtikleri herhangi bir videoyu Facebook, Twitter ve Friendfeed'de arkadaşları ile paylaşabiliyor, programa video gönderebiliyor ve Uykuya Hayır Diyen Adam ile mesajlaşabiliyorlar. "Uykuya Hayır Diyen Adam", video bombardımanından sıkılmış olanlar için farklı bir alternatif sunuyor. Her gün yenilenen içeriği sayesinde seçici video takipçilerini video karmaşasından uzak tutup, kaliteli videolar sunmayı amaçlıyor.

Google’dan mobil reklam atağıGoogle, 750 milyon dolara, mobil reklam şirketi AdMob'u satın aldı.

Google, 9 Kasım Pazartesi günü, mobil cihazlara reklam teknolojileri sunan AdMob'un tüm hisselerini 750 milyon dolara satın almak üzere bir sözleşme imzaladığını duyurdu. Bu satın alma sayesinde, Google'ın mobil reklamcılık alanındaki uzmanlığı artıp teknolojisi zenginleşirken, reklam verenler ve yayıncılar da büyümekte olan bu yeni alanda daha fazla seçeneğe sahip olacaklar. "Mobil reklamcılığın bir pazarlama aracı olarak çok büyük bir potansiyeli var ve bu endüstri henüz gelişiminin ilk safhalarını yaşıyor. AdMob çok kısa bir süre içinde sıradışı bir ilerleme gösterdi." diyor Google'da Ürün Yönetimi'nden Sorumlu Başkan Yardımcısı Susan Wojcicki. "Her yıl etkileyici ciro sonuçlarına ulaşan AdMob, işe sıfırdan başlayan bir Silikon Vadisi şirketi olarak mükemmel bir örnek ve bu yetenekli takımın Google'a katılması bizi çok heyecanlandırıyor."

AdMob'un Kurucusu ve CEO'su Omar Hamoui ise konuyla ilgili olarak: "Kullanıcıların reklamların internetteki yenilikçi içeriğin finanse edilmesi bakımından oynadığı rolün henüz tam farkında olmadıklarını düşünüyoruz. Bizim AdMob'daki amacımız, geliştiricilerin ve yayıncıların, ürünlerini ve fikirlerini aynı iş modeliyle mobil alana getirebilmeleri oldu." diyor. "Bu amaca ulaşmak yolunda kaydettiğimiz ilerlemeden gurur duyuyoruz. Google ile birleşmemiz bu süreci hızlandırarak dünya çapındaki son kullanıcılara gerçek avantajlar sağlayacak. Yayıncılar ve geliştiriciler mobil ürünlerinden daha fazla kâr elde ettikçe, bu alana daha da fazla yatırım yapacaklar; sundukları mobil hizmetler zenginleşecek, daha yaratıcı ve sağlam hale gelecek." Google'da Mühendislik'ten Sorumlu Başkan Yardımcısı Vic Gundotra ise, "Dünyanın en iyi mühendislik yeteneklerini ve girişimci bir vizyonu olan insanları Google'a çekmek, başarımızın önemli bir parçası oldu. AdMob'un hız ve yenilikçilik alanında kendini ispatlamış olması, bu kültürü devam ettirecek ki biz de bu yüzden onlarla çalışmak konusunda bu denli heyecanlıyız" diyor.

Seçilmiş reklam avantajı

Yapılan anlaşma, Google'ın, yeni mobil reklam formatları yaratma, sunma ve analiz etmekte kullanılacak araçlar geliştirme konusundaki çabalarına katkı sağlamış olacak. Google, bu ekosistem büyüdükçe, söz konusu yeni pazarlama araçlarının kayda değer faydalar sağlayacağını belirtiyor ve yetkililer bu avantajları şöyle sıralıyorlar:

Reklamverenler, mobil kullanıcıları AdMob'un reklam formatlarıyla daha rahat bir şekilde buluşturabilecekler.

Yayıncılar ve geliştiriciler, içeriklerinden daha etkili bir şekilde gelir sağlayabilecekler; bunun geniş çaptaki mobil ekosistem için faydaları olacak.

Kullanıcılar daha iyi seçilmiş reklamlar görecek, daha çok reklam destekli içeriğe ve uygulamaya erişimleri olacak ve mobil dünyayı daha iyi deneyimleyecekler.

The day's most recent stories from Brandchannel:

Can Vaseline sell men on body lotion?

After five-year hiatus, FUBU hip hops back into stores.

Baidu ad shows aspirational advertising growing in China.

Down economy forces luxury brands to target actual wealthy consumers.

IndyCar series sports a new look with IZOD sponsorship.

Broadview Security’s scary take on why women need to be protected.

Kings of Leon brand beyond music with new clothing line.

7-11 to sell its own brand of wines for your convenience.

Mass retailer American Eagle hopes for mass consumption.

Product placements get satirical with Cisco appearance on 30 Rock.
DOSTLARIMIZIN BİZLERE İHTİYACI VAR!
Organizations - Volunteer Organizations
Herkese Merhaba; Bu grup bir kaç hayvansever arkadaşımızın hayallerini gerçekleştirme çabası ile kurulmuştur. Amacımız bütün hayvanseverleri bir araya toplamak ve sessiz dostlarımıza ulaşabildiğimiz kadar ulaşmaktır. Onları sadece sevmenin yetmediğini hepimiz biliyoruz. O yüzden yardım sesimize sizde ortak olun, gelin hep birlikte çığlıklar atalım dostlarımızın yerine bizler ses olalım...
Arkadaşlar facebook'da bu başlık adı altında bir grup açtım. Hepinizi oraya davet ediyorum. Katılırsanız çok sevinirim. Dostlarımız bizleri bekliyor. İlk Organizasyonumuz hakkında daha detaylı bilgileri facebook grubumuzdan takip edebilirsiniz. İlgilenmek isteyen olursa bekliyoruz. Teşekkürler..


Arkadaşlar herkese merhaba,

Bu Salı Saat 10'da bir grup arkadaşla Yedikule Hayvan Barınağına gitmek üzere Eminönü'nde buluşucaz. Ordan acil ihtiyaçları olan gerekli malzemeleri aldıktan sonra Barınağa geçicez. Bize katılmak ya da yardım etmek isteyen olursa lütfen bana ulaşsın. Ne kadar çok kişi onlar için bir o kadar çok umut demek, lütfen bunu unutmayalım. Şimdiden hepinize teşekkür ederiz, Görüşmek dileğiyle...

"Türkiye 3G trenine son vagondan da olsa binmeyi başardı"

Sony Ericsson CEO'su Soner Cesur
Sony Ericsson yol haritasını belirledi. Marka, "Eğlenceli İletişim" diyor başka da bir şey demiyor. Çünkü Barcelona'da düzenlenen Mobil Dünya Kongresi'nde açıkladığı "Limitsiz Eğlence" mottosu markanın yeni pazarlama stratejisinin altyapısını oluşturuyor. Şimdi 3G'nin hayatımıza girmesiyle bu mottonun Türkiye'de de hakkını vermek isteyen marka yeni yatırımlarıyla 3G teknolojisinin yeni yarattığı cep telefonu rekabetine farklı bir yorum katacağa benziyor. Şu ana kadar hep üst kalibredeki ürünlerinin özelliklerinin tam olarak kullanılamadığı bir pazarda mücadele ettiği her fırsatta söylenen markanın, 3G ile dalga dalga yayılan rekabette nasıl bir duruş sergileyeceği ise merak konusu? "Limitsiz Eğlence" mottosunu nasıl kara dönüştüreceği, 3G ile Sony Ericsson'nun tüketicilerine yaşatacağı fayda ve daha birçok soruda markanın takipçileri tarafından merak edilen diğer konular arasında yer alıyor. Biz de hem bu merak edilen konuları konuşmak hem de 3G ile birlikte oluşan yeni pazarın dinamiklerini öğrenmek için Sony Ericsson CEO'su Soner Cesur'un yanında alıyoruz soluğu.

İnişler, düşüşler, piyasaların haliyeruhiyetisi ve çok konuşulan kriz... Sony Ericsson bu yılı nasıl geçiriyor, markanın dertleri sıkıntıları nelerdir?

2008 yılı yine "ezber bozan" bir yıldı sektör için. Çünkü bugüne kadar hep çift haneli rakamlarla büyümüş olan sektör, 2008 yılına geldiğinde ilk defa küçülmeyi ve daralmayı tecrübe etti. Biz ise krizin ayak seslerini önceden duyduk. Yapılanmamızı da bu zorlu döneme göre yaptık. Örneğin 2008 yılında pazara gidiş modelimizi köklü bir şekilde değiştirdik. Çalıştığımız iş ortaklarımız konusunda ve organizasyonda bazı değişiklikler yaptık. Böylelikle 2009 yılı beklenti ve hedeflerimize paralel devam edebildiğimiz bir yıl haline geldi. Ancak sektör 2009 yılının ilk çeyreğinde adetsel olarak yüzde 25, değer anlamında da yaklaşık yüzde 45 küçüldü. Böyle bir ortamda biz de mutlaka etkilendik. Ancak bizdeki etkilenme, pazarın altında oldu. Öte yandan 2008 yılında öncelikle operatörler perspektifinden numara taşınabilirliği açıklandı, akabinde de 3G'nin lansman tarihi kondu. Sektör için bunlar çok önemli gelişmelerdi. 2009 yılında ise bu gelişmelerin dönemeçlerini yaşadık. Çünkü Türkiye bir treni kaçırmak üzereydi ve son vagonuna 3G ile birlikte bindik. Türkiye'de çok uzun yıllardır Avrupa'daki ülkelerden farklı olarak, teknoloji istediğimiz noktaya gelmemişti. Türkiye için 3G farklı bir açılım yaratabilir.

Peki bu piyasadaki rekabet nasıl? Sony Ericsson rekabette nerede duruyor?

Türkiye pazarı son derece rekabetçi bir pazar. Bu pazarda yer alan herkes, Türkiye'ye ciddi yatırım yapıyor ve odaklanıyor. Bu durum da, Türkiye'deki rekabeti daha da zorlu koşullara itiyor. Markaların pozisyonları açısından baktığımızda, Sony Ericsson pazardaki tüm rakiplerinden ciddi bir şekilde marka duruşuyla ayrışıyor, diye düşünüyorum. Çünkü Sony Ericsson çok daha genç bir marka. Rakiplerden farklı olarak artık kendini, telefon ya da cep telefonu gibi pozisyonlamanın ötesinde bir yere koyuyor. Bizim için telefon, eğlence ile iletişimi bir araya getiren bir araç. Tek başına telefon değil. Hiçbir telefonumuzu rakiplerimiz gibi sadece fiyat ve özellik anlamında oluşturamayız. Çünkü telefonların tamamının bir hikâyesi var; müzik, fotoğrafçılık, oyun ya da iş yetkinlikleri anlamında... Ancak önümüzdeki dönemde artık bu tek başına pozisyonlar giderek iç içe geçmeye başlayacak. Dünyada her şey giderek iç içe geçmeye başlıyor. Bu durum ise Sony Ericsson'a adına "eğlenceli iletişim" dediğimiz, yeni bir çağın liderliği vizyonunu getiriyor. Dolayısıyla rakiplerimizden hem marka pozisyonlanmamız hem de ürün gamımız anlamında ciddi şekilde ayrıştığımızı söyleyebiliriz.

Markanın mottosu olan "eğlenceli iletişim" söyleminin içinde neler var? Bu söylem marka için nasıl bir yatırama dönüşecek?

Eğlence ile iletişimin background'ına bir bakalım. Geçmişte insanlar cep telefonlarının yanında; MP3 Player'larını, fotoğraf makinelerini, oyun konsollarını, bilgisayarlarını taşımaktan mutluydu. Bugün artık bu böyle değil. İnsanlar, hepsi tek bir cihaz etrafında toplansın ve cep telefonu sihirli bir cihaz olarak, bunların hepsine hizmet etsin diye bekliyor. İşte bu beklenti Sony Ericsson için eğlence ile iletişim vizyonunu ortaya koymanın nedeni oldu. Eğlence ile iletişimin en temel üç tane vaadi var. Birincisi; alanının en iyisi müzik, fotoğraf, oyun ve internet özelliklerini tek bir cihazda toplamak. Yani biz marka olarak şunu söylüyoruz: 2009 yılının son çeyreğinde pazara süreceğimiz, Sachio, Aino, Yari isimli üç modelimizle; pazardaki en iyi müzik, fotoğraf, oyun ve internet deneyimini tek cihazda birleştirmeyi vaat ediyoruz. İkincisi; tek cihazla birleştirdiğimiz bu özellikleri, evinizdeki tüm diğer cihazlarla konuşturabilir hale getirmek istiyoruz.



"Tüm diğer cihazlarla konuşturabilir hale getirmek" söylemini biraz açar mısınız?

Cep telefonunuzla evinizdeki televizyonu, PlayStation'ı konuşturmak... Yani paylaşım ağlarını sadece telefon ekseninde tutmaktan değil, bunu çok daha geniş bir hale getirmekten söz ediyoruz. Üçüncüsü de; PlayNow gibi, Sony Ericsson'un yaratıcılığında üretilmiş çeşitli online içeriklerle birlikte iletişimi eğlenceli hale getiriyoruz. Cep telefonunuzdan istediğiniz içeriğe istediğiniz zaman ulaşın, istediğiniz filmi ya da müziği indirin, istediğiniz temayı, ring tone'u indirin... Kısacası telefonunuzu sonsuz bir şekilde kişiselleştirin.

Peki geçtiğimiz ay ardı ardına yapılan 3G lansmanlarını beğendiniz mi? Sizce GSM operatörleri yeterince anlatabildiler mi 3G'yi? Bu konuda iş hangi tarafa düşüyor; GSM operatörlerine mi, yoksa telefon üreticilerine mi?

Aslında bu noktada iş biraz daha operatörlere düşüyor. 3G gerçekten hayal gücünüzle sınırlı bir teknoloji. Neyi hayal edebiliyorsanız, o kadarına ulaşabileceğiniz bir alan. Dolayısıyla anlatması çok kolay bir şey de değil. Lansmanda belki de en vurucu olan özelliği, Türk toplumunun yılardır izlediği "Uzay Yolu" gibi, çeşitli bilimkurgu filmlerinde gördüğü görüntülü konuşma, belki sadece bu kapıyı aralayan bir iletişimdi. Ben inanıyorum ki; ilk noktada sadece görüntülü konuşmaya odaklanan operatörler, iletişim dillerini süregelen süreçte 3G'nin insanların hayatına başka neler getireceği noktasında da çeşitlendirecekler. Çünkü 3G'yi sadece görüntülü iletişime indirgersek, çok yanlış bir şey yapmış oluruz.

GSM operatörlerinin ardı ardına yaptığı lansmanlarla, sektördeki rekabet kızıştı. Şimdi ise sahnenin "cep telefonu üreticilerinin olduğu" konuşuluyor. Bu noktada rakiplerinizden hangi yönlerinizle ayrışacaksınız.

Sachio, Aino, Yari isimli üç modelimiz için yarattığımız olanaklar şu an için sadece Sony Ericsson'un hayata geçirebileceği şeyler. Bizim global deyimimiz "Always Sony Ericsson Can Do". Örneğin Aino modelimizle, New York'taki otel odanızdan evinizdeki Sony PlayStation'a bağlanıp, PlayStation'ınızın içindeki tüm müzik ve filmlere ulaşabiliyor ve bunu eş zamanlı olarak dünyanın herhangi bir yerinden telefonunuz üzerinden izleyebiliyorsunuz. Bu başka hiçbir rakibimizin benzerini dahi öneremediği bir tecrübe. Çünkü Sony ve Ericsson gibi, iki devin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş müthiş bir sinerji var arkasında.

Ürünlerinizin pazarlanması ve tanıtımı bu noktada çok önemli görünüyor. Bu konuda çalışmalar yapacak mısınız?

Bununla ilgili olarak 2009 yılının son çeyreği ve 2010 yılında önemli planlarımız var. Ancak rekabetçi data olması itibariyle şu an bunları sizlerle paylaşamıyorum. Ama 2010 yılında göreceksiniz ki, iletişim şeklimizde ve dilimizde de fark olacak. "Eğlenceli iletişim"i tüketicilere nasıl anlatacağımızı, sevdireceğimizi ve hayatlarının nasıl bir parçası haline getireceğimizi şimdiden kurguluyoruz.

Ancak konuştuğumuz kimi markalar bünyelerine 3G'ye uyumlu ve tüketiciye daha farklı deneyimler sunan ürünler üretmek için çoktan düğmeye basmış. Peki bundan sonra yaşanacak durum içerik mücadelesi mi olacak?

3G, markaların kendini gerçek anlamda gösterebilecekleri bir ortam ve altyapı sağlıyor. Bu altyapıyla birlikte kılıçlar kuşanılacak ve üreticiler de gerçek anlamda mücadele etmeye başlayacaklar. Şimdiye kadar Sony Ericsson ürünlerinin tamamı, bu özellikleri desteklemesine rağmen, aslında bir anlamda deplasmanda maça çıkıyordu. Ancak şimdi kendi sahamızda maça çıkmaya başlayacağız. Bu çok önemli bir ayrışma.

Peki bu dönemde markalar tüketicilerle olan bağlarını güçlendirmek için neler yapmalı. 3G'yi anlatırken hangi mesajlardan sakınmalı?

Öncelikle 3G çok büyük bir teknolojik alt yapı. Ancak teknoloji genellikle insanların hayatına biraz da karmaşayı getiriyor. Markalar ve üretici perspektifinden en önemli şey, en son teknolojiyi, en basit haliyle sunan ürünlere yönelmek. Sony Ericsson'u rakiplerinden ayıran en temel fark da bu. Sony Ericsson dünyadaki en son teknolojiyi, en kolay kullanılacak haliyle tüketiciye ulaştırıyor. Örneğin; çektiğiniz bir fotoğrafı internet sitesine bloklamak istiyorsanız, bu Sony Ericsson telefonlarda sadece üç tuşa basarak saniyeler içinde yapabileceğiniz bir şey. Tüm dünyayla paylaşabilir bir hale getirebiliyorsunuz. "Kullanıcı dostu" diyebiliriz. En son teknolojiyi kolay şekilde sunabilen oyunu kazanıyor. Tüm dünyada bu böyle...

Cep telefonu üreticileri arasında bu dönemde nasıl bir fiyat rekabeti yaşanacaktır?

Fiyat her zaman rekabetin önemli silahlarından bir tanesi elbette. Önümüzdeki dönemde de bu şekilde devam etmeyi sürdürecek diye düşünüyorum. Ama esas olan şey 3G'nin lansmanıyla birlikte pazarın biraz daha üst uca doğru kayabilmesi. Çünkü şu an üst segmentteki cihazlar aslında gerçek anlamda alt yapı eksikliğinden dolayı, Türkiye pazarında tam olarak kullanamadığımız cihazlardı. Ancak artık 3G ile birlikte bu cihazlar tüm özelliklerini kullanabileceğimiz cihazlar haline geliyor. Dolayısıyla ben 3G'nin lansmanıyla birlikte Türkiye pazarında üst uçtaki cihazlara doğru kademeli bir kayış olacağını düşünüyorum.




Sizce üst uçtaki cihazlara yönelik satış oranı yaklaşık olarak ne kadar olabilir ya da insanların yüzde kaçı bu cihazlara ilgi gösterebilir?



Kriz öncesi dönemde 200 Euro üstü segmentin pazardaki konumu yüzde 32'ler seviyesindeydi. Satılan telefonların yüzde 32'si 200 Euro üzerinde bir fiyatla satılıyordu. Bu krizle birlikte yüzde 8'lere düştü. Bugün yüzde 10'lar seviyesinde. Ben 3G lansmanıyla birlikte bu segmentte tekrar bir iyileşme bekliyorum ve önümüzdeki yıl içinde yaklaşık 2,5 milyon adet 200 Euro üstü bantta cihaz satılacağını düşünüyorum.

Müşteri, hizmet ve satış sonrası hizmetlerine baktığımız zaman, Sony Ericsson nasıl farklılaşıyor? Tüketici için neler yapıyorsunuz?

Sony Ericsson'un kullanıcı kitlesi genellikle genç, teknolojiyi çok yakından takip eden ve A, B plus ve üstü diyebileceğimiz gelir grubuna sahip kişiler. Bu kullanıcı profiline baktığınızda, çok talepkâr bir kullanıcı grubuyla karşı karşıya geleceğinizi hemen anlayabiliyorsunuz. Bu teknik servis tarafında da, satış sonrası servisler tarafında da böyle. Dolayısıyla marka olarak bu alanların hepsinde çok iyi olmak zorundayız. Aksi takdirde, beklentileri çok yüksek olan tüketici kitlemizi mutlu edebilmemizin mümkünü yok. Bu alanda önemli yatırımlar yapmanız gerekiyor.

"Eğlenceli iletişim", Sony Ericsson'un hayatında ne kadar zamandır var?

2009 yılının ilk çeyreğinde Barcelona'daki "Dünya Mobil Kongresi"nde açıkladığımız bir vizyon bu. Sektörün önemli markalarından biri olarak, geleceği şekillendirecek resmi ve Sony Ericsson olarak bu şekilde ortaya koyduk. Bu gerçekten geleceği şekillendirecek bir vizyon. Sony Ericsson olarak bunu ilk sahiplenen ve ilk duyuran marka olarak da önümüzdeki günlerde bundan önemli şekilde faydalanacağımızı düşünüyorum.


Türkiye 3G'ye geç kaldı mı, yoksa tam zamanı mıydı?


Zor bir soru. Üreticilerden perspektifinden, biz fazlasıyla hazırdık. Türkiye'nin trene son vagonundan da olsa bindiğini düşünüyorum. Önemli olan da içine binebilmiş olmak. "Evet" geciktik, bu doğru. Türkiye bunu iki yıl önce de hayata geçirebilirdi. Bence alt yapı itibariyle de buna hazırdı. Ama iki yıl sonra oldu ve iyi ki de oldu. Bu noktadan sonra esas olan bunu hayatımıza nasıl dahil edip nasıl kullanacağımızdır.
Geçtiğimiz hafta sektörde neler oldu?
Geçtiğimiz haftanın reklam ve halkla ilişkler alanıda yaşanan tüm gelişmelerini özetlemeye devam ediyoruz. Bu hafta dikkatleri çeken nokta Türkiye'den reklam ve PR alanında fazla bir gelişmenin olmaması, bununla beraber yurtdışından peşpeşe konkur haberlerinin gelmesi... İşte, geçen hafta sektörde yaşanan tüm gelişmeler;

PR&REKLAM

1984 yılından beri Tekstil alanında faaliyet gösteren Daymod Tekstil, çorapta günün modasını her daim belirleyen Day mod markasının tüm iletişim çalışmaları için Glow İstanbul'u seçti.
Saç tasarımlarıyla trend yaratan, ünlülerin ve ünlü olmak isteyenlerin kuaförü Yıldırım Özdemir, önümüzdeki dönemde planladığı marka iletişim çalışmaları için BEDANDBREAKFAST ile çalışmaya başladı.
DÜNYADAN

Gucci, yeni reklam ajansını seçerken hem Birleşik Krallık ve Avrupa'daki geleneksel reklam ajanslarını hem de moda pazarlamasında ve marka yönetiminde uzmanlaşmış ajansları araştırıyor. Markanın, yıl sonundan önce ajansını belirlemesi bekleniyor.
Cisco dijital ajansını seçmek için bir konkur açtığını duyurdu. Konkura katılan ajanslara sunulacak brief'in içeriği ise şu anda bilinmiyor. Konkuru kazanan ajans, şirketin yakında piyasaya süreceği bir ürünün lansmanına ilişkin dijital reklamlarını elinde tutacak.
Sigorta devi Aviva, toplam değeri 800 milyon pound olan medya planlama ve satın alma çalışmaları için global bir konkur açtığını duyurdu. Aviva, konkurun amacını tüm medya çalışmalarını tek bir ajans veya network'te toplamak olduğunu açıklarken; böylece konkur, markanın 28 farklı pazardaki medya çalışmalarını etkileyecek.
İlaç ve kimya devi GlaxoSmithKline, ilaç bölümünün reklam çalışmaları için Avrupa çapında bir konkur açtığını duyurdu. Konkur sürecinin bahar aylarında tamamlanması bekleniyor.
Volkswagen'in 220 milyon dolarlık yaratıcı işleri için açmış olduğu konkurda kazanan belli oldu. Interpublic Group'tan Deutsch/LA in Marina del Rey ve Omnicom Group'tan Silverstein & Partners in San Francisco'nun finale kaldığı konkur sürecinde Deutsch/LA in Marina del Rey yarışta ipi göğüsleyen taraf oldu.

Marketing Türkiye
Introducing two phones under the Droid brand Verizon stakes claim to Google’s Android.

Google shakes up GPS industry by offering free service.

Popular late night host Jay Leno gives NBC no reason to laugh at 10pm slot.

Martha Stewart brand veterans now lifestyle gurus for modern day moms.

Givenchy brand banks on the buying power of the slightly less wealthy.

Automaker Luxgen drives to rebuild “Made in Taiwan” brand.

Damaged UBS chief McCann won’t rebrand financial giant as PaineWebber.

Small glove brand Vinci's delivers winning pitch to Major League Baseball.

Yves Saint Laurent beats Michael Jackson as top earning dead celeb.